Kayıtlar

ağır roman

" Umay sen içeri geç. Ben geliyorum. "  İçerideki garsona Umay'ı göstererek ilgilenmesini söyledim. Mehmet'e döndüm. Masum gözlerle ağzımdan çıkacak kelimelere bakıyordu. " Bir sorun mu var abi?" " Bir sorun mu? Sana kaç defa demedim mi? Şuraya getirdiğim kadınlara yenge deme diye. Sen ne yaptın? Hala yenge diyorsun. Hala yenge. Kafayı yemek üzereyim."  " Pek normal olduğunda söylenmez. " " Öyle mi?"  Umursamaz bir tavırla " Öyle tabi. "  " Bundan sonra buraya geldiğim her kadına yenge diye hitap etmezsen daha önce tanıştığın o anormal insanla tekrardan tanışma fırsatını yakalayacaksın. Bir de böyle deneyelim."  Güldü. " Sen içeriye geç. "  " Hala gülüyorsun."  " Hep güleceğim."  " Şimdi içeri geçiyorum. Dediklerimi aklının bir kenarına yaz. "  " Hangi kalemle yazayım?" Yakasından tutup duvara yasladım.  " Tahta kalemle yaz. Unutman daha kolay olur."...

ağır roman

" Zil sesin çok garip. "  Zarafetiyle gözümü boyayan bir elbiseyle kapımın önünde dikiliyordu.  " Bu sesi ilk defa duymuyorsun. "  Hafif bir tebessümle " Akşam beni bahçeye mi götüreceksin?"  Şaşkınlıkla gözünün içine baktım. Uykudan yeni kalkmış bir ölü olmanın zorluğuyla ne dediğini pek anlayamadım. Gözünü üstümdeki kıyafetlere dikmişti. Bana küçük çocuklara soruları cevaplaması için verilen ipuçlarından vermişti. Tebessüm ettim. " Beş dakika içinde her şey düzelir. İçeri gelsene. "  Eve girmesinin ardından odama gittim.  " Mutfakta kahve makinesi var. Kafana göre takıl. " Odaya girdim. Kapının arkasında karşıma çıkan alt kişiliğimle yüz yüze geldik. Boğazıma sarıldı.  " Ne yapıyorsun sen? Bırak beni. "  " Aynı soruyu ben sana soracaktım. Asıl sen ne yapıyorsun? Bu kadının burada bu kadar rahat etmesine nasıl izin verirsin? "  " Boğazımı bırak. "  " Seni sırtından vuracak ilk insana sırtını açtın. Ge...

ağır roman

" Ne yaptığını sanıyorsun sen?"  " Ne yapıyorum ben?"  " Bu kadını burada daha fazla görmek istemiyoruz. "  " Sen de arkadaşına katılıyor musun?"  Sırtımdaki ilaçlama çantasını yere bıraktım. Garajın kapısını doğru ilerledim. Her şeyin bu kadar karmaşık bir yapıya kurban gitmesine göz yumuyordum. Ben de normal insanlar gibi sıradan, basit bir hayat süremez miydim? Arkamdan gelen iki deliye rağmen bu sıradanlığı kendime kazandıramaz mıydım? Garajın kapısını uzaktan kumandanın yardımıyla kapattım. Köşeye sindim. Gözlerimin içinden kendime dair akan nefretimi simgeleyen gözyaşlarımı yüzümün o buruşmaya yakın derisinden aşağı doğru bıraktım.  " Katılıyorum. "  Yüzümü üstümdeki kirlenmiş kazağa sildim. Burnumun akıntısını bir türlü durduramıyordum.  " Neden?"  " Neden mi? Yaptıklarına şahitlik ettiğinde seni enseletmek için elinden gelen her şeyi yapmaktan bir an olsun tereddüt duymayacak bir yılanı koynuna almaktan korkmuyor ...

ağır roman

Birkaç dakikalık sessizliğin ardından bahçedeki böceklerin sesleri sessizliği bozdu. Masadaki sigara paketinden bir tane aldım. Kanlı ellerimle çakmağa uzandım. Sigaramı yaktım.  " Çocuklara ne öğretiyorsun?"  " İngilizce."  " Gelecek hakkında bir tahminde bulanabilir miyim?"  " Elbette." " Yakın bir tarihte dil aygıtı benzerinde bir materyal tasarlansa artık insanlar dil öğrenmek için insana ihtiyaç duymayacak. Aygıtı satın al, programla ve öğren."  " Bilmiyorum. Belki de söylediklerin doğrudur. "  " Artık yaşamak için insanlara ihtiyacımız yok. Çoklu ilişkiler, ulaşılabilirlik, farklılıkların hiçe sayıldığı bir yaşam döngüsü içine girdik. Her şey bitmeye çok yakın. Kıyamet yakın. Belki bir atom bombası, yeni bir insan savaşı türümüzün sonunu getirecek."  " Her şeye bu kadar karanlık bakmayı nasıl başarıyorsun?"  " Her şeye karanlık bakmıyorum. Karanlık bir yeryüzünde yaşadığım için yeryüzünü aydınlat...

ağır roman

" Hala uyuyor musun?"  Gözlerimi aniden açtım. Üstüme doğru gelen bu girdabın içinde yeniliklerle dolu koskocaman bir günü iple çekiyor olamazdım. Yatağıma oturup etrafı izlemeye başladım. Gözlerimi ovaladım. Pijamalarımı giydim. Yatağıma bir daha hiç yatmayacakmış düşüncesiyle toplamaya koyuldum. Garip bir düşünce.. Normal olan ne? Bilmiyorum. Şimdilik bilmiyorum. Işığı ve çalan müziği kapattım. Mutfağa doğru ilerlerken aniden etrafın kan ile dolu olduğunu fark ettim.  " Bu gerçek mi?"  " Bu bir travma. Her seferinde aynı soruyu sormaktan bıkmadın mı?"  Kontrol çubuklarımın düşüncelerimin üzerindeki hareketini hayretle düşünürken kendimi kahve makinesinin başında buldum. Atıştırmalık tabaklar, çay bardağı, dünden kalmış ekmek... Yüzümün temiz suyla yıkamak için banyoya gittim.  " Sen ne kadar temizsin?"  " Sabah sabah hiç çekilmiyorsun."  " Lüks apartmanda yaptığın şey dikkatsizlik değildi. İlk olarak hafızana kazımış olmanı da ha...

ağır roman

Kahve makinesini yanıma alıp odama gittim. Herhangi bir film. Beni gerçeklikten uzaklaştıracak, ne yaptığım konusunda fikir sahibi olmayacağımı sağlayacak bir film arıyordum. Gecenin ilerleyen zamanlarında kendimi yine o karanlık sokaklara atacaktım. Düşüncelerimle baş başa kaldığım gündelik hayatımda insanlarla baş başa kalmayı gereksiz bir eğlence olarak görmeye başladım. Yedinci Mühür. Çağın gerektirdiği ruhsal boyuttaki travmaları anlatan, inançsızlığın getirdiği o boşluğu hiçbir şeyin dolduramadığını gösteren bir filmdi. İnançlarımız bize ne kazandırıyordu? Herhangi bir tanrı adaletsizliğin eşiğinde kalmış gezegene ne gibi bir adalet getirecekti? Bilmiyorum. İnançlarla ilgilenmiyordum. İçimde sönen iyiliğin yerini spontane gelişen hayat örgüleri almıştı. Bu garip tesadüfe eşlik etmenin getirdiği ıstırabı taşımanın yorgunluğuyla filmi izlemeye başladım. Cinayetin nereye gideceği hala aklımın bir köşesinde olan soru işaretlerinden biriydi. Kahvemi sağ elime, sigaramı sol elime aldım...

ağır roman

Kendimi bir cadde içinde yürüyen kalabalığın içinde buldum. Hayatımda hastalıklı fikirlerim dışında her şey yerli yerinde ilerlemeye devam ediyordu. Gökyüzü bugün kendini bizlere beğendirmek için güzel dekolteli kıyafetlerini giymişti. Sırtımdaki çantada kurulmayı ve insanları izlemeyi bekleyen bir A2 vardı. Lüks şehrin lüks hazlarından birisi de insanları dürbünümle izlemekti. Hiçbir şey yapmıyordum. Kimi zaman sokakta yürüyen bir sarhoşu menzilimden çıkana kadar izliyordum. Kimi zaman güzel bir kadının menzilimden çıkmasını istemiyordum. Her şey çok rahat ulaşılabilirdi. Beş dakika içinde istediğim her şeyi bilme ve unutma becerisini beynime enjekte edip bilme ya da unutma becerilerine sahip olabilirdim. Hala cehaletin aramızda sırıtıyor olması bazıların cehaletin içinden çıkmaya teşebbüs ettiğini gösterir. Metrobüs yolculuğum sırasında çaldığım lüks bir giriş kartının nereye girdiğini aramaya başladım. İnternetteki sorgulamalarım eşliğinde kocaman bir gökdelene gireceğim aklımın uc...