ağır roman

Birkaç dakikalık sessizliğin ardından bahçedeki böceklerin sesleri sessizliği bozdu. Masadaki sigara paketinden bir tane aldım. Kanlı ellerimle çakmağa uzandım. Sigaramı yaktım. 

" Çocuklara ne öğretiyorsun?" 

" İngilizce." 

" Gelecek hakkında bir tahminde bulanabilir miyim?" 

" Elbette."

" Yakın bir tarihte dil aygıtı benzerinde bir materyal tasarlansa artık insanlar dil öğrenmek için insana ihtiyaç duymayacak. Aygıtı satın al, programla ve öğren." 

" Bilmiyorum. Belki de söylediklerin doğrudur. " 

" Artık yaşamak için insanlara ihtiyacımız yok. Çoklu ilişkiler, ulaşılabilirlik, farklılıkların hiçe sayıldığı bir yaşam döngüsü içine girdik. Her şey bitmeye çok yakın. Kıyamet yakın. Belki bir atom bombası, yeni bir insan savaşı türümüzün sonunu getirecek." 

" Her şeye bu kadar karanlık bakmayı nasıl başarıyorsun?" 

" Her şeye karanlık bakmıyorum. Karanlık bir yeryüzünde yaşadığım için yeryüzünü aydınlatma gücünü kendimde bulamıyorum. Fikirlerle ilgilenir misin?"

" Okuduğum birkaç fikir adamı var." 

" Fikirlerden bahsettim. Fikir adamlarından değil. Aracılar kendilerine taraftar bulur fakat öz kendini karanlığa saklar. Sen o karanlığı bulmaya çalışırsın. "

" Fikirlere ulaşmak için adamlara ihtiyacımız var ancak fikirleri yaratan sadece adamlar değil kadınlarda fikirlerin oluşmasında önemli bir yer tutar." 

" Kadınların dünyası. Yalnızlığın o dokunulmaz, duyarlı, üstü insanlarla kapatılmış parçası..." 

Şaşkın bakışlarla " Söylediklerinden hiçbir şey anlamadım." 

Elimi saçlarına götürdüm. Nemli yüzüyle saçlarının arasında dokunduğum o deri içimdeki kimyasalları harekete geçirdi. Gözlerime odaklandı. 

" Her şeyi anlamak zorunda değiliz. Gözlerinin altındaki dramayı gördüm. Kabul ettim. Saçların orijinal sarı değil. Hiçbirimiz orijinal değiliz." 

Elimi yüzünden çektim. Masadan kalktım. Bahçeye zarar veren böceklerden bahçeyi arındırmam gerekiyordu. Bitkilerin sağlığı böceklerin sağlığından daha önemliydi. 

Şaşkın bakışlarla " Nereye gidiyorsun? Sohbetimiz daha bitmemişti. " 

" Kurtarmam gereken bitkiler var. Çalışırken de sohbet edebiliriz. Limonata için teşekkür ediyorum." 

Bahçenin köşesinde duran ilaçlama aletini sırtıma giydim. Maskemi taktım. Ağaçların dallarına sıkmaya başladım. 

" İnsanlar hakkında ne düşünüyorsun?" 

" Hiçbir şey." 

" Nasıl yani?"

" İnsanların birçoğunu yüzeysel tanıyorum. Bu da onlar hakkında bir şey düşünmemi engelliyor. Eğer insanlarla bütüncül bir ilişki içerisinde olursam bir kanıya varabilirim. Yüzeysel bir ilişki kurduğum için pek bir şey düşünmem gerekmiyor. Herkesin kendi hayatı, kendi seçimleri..." 

" Niye yüzeysel ilişkiler kuruyorsun?"

" O derinliğe ulaşmaya çalışmıyorlar. Bu yüzden olabilir. Sana birçok sebep sunabilirim. Burada insanlar mı bizi ilgilendiriyor yoksa aramızdaki olanlar mı?" 

" Aramızda olanlar ne? " 

" Evime geldin, bahçeme geldin. Neden?" 

Ciddi bir tavırla " Komşuluk."

" Sadece komşuluk mu?" 

" Bilmiyorum." 

" Biliyorsun fakat söylemenin sorumluluğunu sırtına yüklemek istemiyorsun." 

" Neymiş söyleyemedim şey?" 

" Her şeyi ben söylersem senle değil kendimle konuşuyor gibi hissederim. O yüzden herkes kendi kararlarını bireysel almalı. " 

" Alınacak bir karar yok ortada. Bazı şeyleri fazla abartıyoruz. Masada yaptığın neydi? Neden yaptın? " 

" Masadayken nedenini söyledim fakat sen beni dinlemek yerine duygularının esaretine kurban gitmeyi seçtin." 

" Hayır, seni dinledim. Edebiyatla ilgileniyor musun?" 

" Edebiyat benimle ilgileniyor olabilir." 

" Bu da ne demek oluyor?" 

Onun ses tonuyla "Bilmiyorum." dedim.

Gülmeye başladım. Ağaçları etrafında sırtımdaki ilaçla bir bir geziyordum. O da güldü. 

" Akşam ne yapacaksın?" 

Gökyüzüne baktım. Hava kararmaya yakındı. 

" Bu soruyu sormadan önce havaya bakman gerekiyordu. " 

Elleriyle yüzünü kapattı. O derin tebessümünü bir kez daha gösterdi. 

" Buradaki işin bitince ne yapacaksın?" 

" Belki seninle birlikte yemeğe çıkarız." 

" Belki fazla oldu gibi sanki. " 

" Senle yemeğe çıkarız. " 

" O zaman ben gideyim. Sana iyi çalışmalar. "

" Hazırlıklar uzun sürecek anlaşılan. " 

" Bilmem."

Bahçenin kapısından çıktı. Kapıyı kapatırken elini havaya kaldırdı. Aynı tebessüm... Uzaklaştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ağır roman

ağır roman

hiçliğe varmak