ağır roman
" Zil sesin çok garip. "
Zarafetiyle gözümü boyayan bir elbiseyle kapımın önünde dikiliyordu.
" Bu sesi ilk defa duymuyorsun. "
Hafif bir tebessümle " Akşam beni bahçeye mi götüreceksin?"
Şaşkınlıkla gözünün içine baktım. Uykudan yeni kalkmış bir ölü olmanın zorluğuyla ne dediğini pek anlayamadım. Gözünü üstümdeki kıyafetlere dikmişti. Bana küçük çocuklara soruları cevaplaması için verilen ipuçlarından vermişti. Tebessüm ettim.
" Beş dakika içinde her şey düzelir. İçeri gelsene. "
Eve girmesinin ardından odama gittim.
" Mutfakta kahve makinesi var. Kafana göre takıl. "
Odaya girdim. Kapının arkasında karşıma çıkan alt kişiliğimle yüz yüze geldik. Boğazıma sarıldı.
" Ne yapıyorsun sen? Bırak beni. "
" Aynı soruyu ben sana soracaktım. Asıl sen ne yapıyorsun? Bu kadının burada bu kadar rahat etmesine nasıl izin verirsin? "
" Boğazımı bırak. "
" Seni sırtından vuracak ilk insana sırtını açtın. Gerisini sen düşün. Onu öldürmek zorunda kalırsan ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Bugünlerde aklınla hareket etmiyorsun. "
" Bırak beni."
" Ne halin varsa gör. Seni nasıl bu hale getirdiğimizi düşün. Nasıl bu şekilde güven halindesin? Düşün. O koca kafanın içinde bir yerde bu soruya yer ver. Şimdi git. "
Üstümdekileri çıkardım. Dolabı açıp üstünkörü giyindim. Odadan çıkarken odanın köşesinde duran manyak eliyle gözüm üzerinde işareti yaptı. Ceketimi giydim. Mutfağa girdim. Başını kaldırdı. Göz göze geldik.
" Kıyafetler konusunda iyi değilim. İdare edeceksin artık."
Gözlerinin içi cıvıl cıvıldı. Sürekli beni süzüyordu. Ne diyeceğini aklından seçme cümlelerle ayarlamaya çalışıyor gibiydi. Aklı başında bir kadının bu denli mutlu olduğu bir zamana şahitlik etmenin getirdiği mutlulukla ruhumda derin bir yerlerde bir sistem harekete geçiyordu.
" Bence iyi. Hatta olağanüstü. "
" Teşekkür ederim. Çıkalım mı? "
" Olur. "
Kapıdan dışarı çıktı. Ayakkabısını giyerken ben de garajın kumandasını aldım. İki manyakla kapıyı kapatırken göz göze geldik. Yine aynı işaret. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ayakkabısını giyen kadın içimde yeni bir alan yaratırken diğer hayatımın içimden kopup gitmesine izin veremezdim. En sevmediğim kelimelerin en başında belirsizlik gelir. Bu belirsizliği yıkmak zorundaydım. Kapıyı kapatıp merdivenlerden indik.
" Umay, merdivenlerden inerken dikkat et."
" Olur."
Garajın kapısını açtım. " Bir dakika bekle. Motoru çıkarmam gerekiyor. "
" Bekliyorum."
Motoru çalıştırıp dışarıya çıkardım. Kaskı ellerinin içine bıraktım. Kaskını takmasını izledim. Kaskın içinde boğuk bir sesle " Sen kask takmıyor musun?"
" Hanımlar önden diye düşündüm. "
" Centilmenlik mi yoksa basit bir unutkanlık mı?"
" Fark ediyor mu?"
" Motorun üstünde bu konuyu konuşmak hiç uygun değil. "
" Aynı fikirdeyim."
Motorun ışıklarını yaktım. İlk defa arkamda biriyle yolculuk edecektim. Hızı nasıl ayarlamalıyım? Bir insana düşünmenin zorluğunu yaşamaktan nefret ediyordum. Yine bildiğim gibi gideceğim. Gazlamaya ve vites artırmaya başladım. Arkamdan sıkı tutulmuş ellerin vücudumu sıkmasına şahitlik ettim. Akan trafiğin içinde hızımı azaltmak mecburiyetinde kaldım. Önümdeki kocaman trafik ışığını gördüm. Durmak zorundaydım.
" Biraz yavaş gitmeyi dener misin?"
" Deneyeceğim."
Işığın bana yol vermesiyle tekrardan hareket ettim. İki sokak ötede bildiğim harika bir mekan vardı. Motorun yavaş gitmesiyle çevredeki insanların hareketlerini gözümün ucuyla izledim. Yoğun hareket halinde olan bu kalabalık topluma bir türlü anlam veremiyordum. Sürekli yürüyorlardı, ağızlarından çıkan kelimelerin ardı arkası kesilmiyordu. Ekranlarının içine gömülmüş çocukların teknolojiye düşkünlüğüne bir türlü anlam veremiyordum. Oyuncak yeryüzü, oyuncak yaşam. Ciddiyetini her geçen gün geride bırakan, haksız duyarlılıklarını hiçbir önemi olmayan konular üzerine yoğunlaştıran bu insanlığın nereye gideceği konusunda aklımdaki kararsızlığı bir türlü durduramıyordum. Bu izlenimler doğrultusunda motoru iki sokak ötedeki mekana getirmiştim. Boş bir yer bulup motoru kaderiyle baş başa bıraktım.
" Kaskı nereye bırakacağız?"
" Titriyorsun. "
" Bu kadar hızlı gelmemize gerek var mıydı?"
" Işıkları geçince hızımı azalttım. "
" Hızını azalttın mı? Ciddi misin?"
" Evet. "
Kaskla birlikte her yeri ışıklandırma olan mekana doğru yürüdüm. Arkamdan sinir küpüne binmiş bir şekilde yürüyordu. Kapının girişinde duran garson kapıyı açtı.
" Hoş geldin abi. Nerelerdeydin?"
" Danimarka'da birkaç haftalığına kafa dinledim kardeşim."
" Yaşıyorsun bu hayatı. "
Gözümle arkamda duran kadının elindeki kaskı işaret ettim. Kaskımı eline bıraktım. Ne dediğini bilmeyen ama içinde hiç kötülük taşımadığını bildiğim garsonun ağzından çıkacak kelimeleri merak etmeye başladım.
" Kaskı alayım yenge."
Yorumlar
Yorum Gönder