ağır roman

Kendimi bir cadde içinde yürüyen kalabalığın içinde buldum. Hayatımda hastalıklı fikirlerim dışında her şey yerli yerinde ilerlemeye devam ediyordu. Gökyüzü bugün kendini bizlere beğendirmek için güzel dekolteli kıyafetlerini giymişti. Sırtımdaki çantada kurulmayı ve insanları izlemeyi bekleyen bir m82 vardı. Lüks şehrin lüks hazlarından birisi de insanları dürbünümle izlemekti. Hiçbir şey yapmıyordum. Kimi zaman sokakta yürüyen bir sarhoşu menzilimden çıkana kadar izliyordum. Kimi zaman güzel bir kadının menzilimden çıkmasını istemiyordum. Her şey çok rahat ulaşılabilirdi. Beş dakika içinde istediğim her şeyi bilme ve unutma becerisini beynime enjekte edip bilme ya da unutma becerilerine sahip olabilirdim. Hala cehaletin aramızda sırıtıyor olması bazıların cehaletin içinden çıkmaya teşebbüs ettiğini gösterir. Metrobüs yolculuğum sırasında çaldığım lüks bir giriş kartının nereye girdiğini aramaya başladım. İnternetteki sorgulamalarım eşliğinde kocaman bir gökdelene gireceğim aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Girişte kendinden bir haber olan güvenlik görevlisine kartı gösterdim. 

" Geçebilirsiniz beyefendi." dedi. Hafif güler yüzle. 

Duyacağı bir ses tonuyla " Uzun zamandır beyefendi olduğumu düşünmüyorum. " 

Elimdeki karttan adamın ne iş yaptığını araştırdım. Gündelik zamanımızın birçoğunu geçirdiğimiz sosyal medya hesaplarımız üzerindeki palyaçolardan biriydi. Asansörü çağırdım. Saatimi kontrol ettim. Erkan evde değildi. Sosyal medya hesabından bir barda eğlenirken birkaç video paylaşmıştı. 

" İnsanlar çok mutlu." 

Aniden bir kadın sesi işittim kulağımın ucunda. 
" Bu bir problem mi?" 
" İnsanların kendi kendine konuşması mı?" 
" Hayır, insanların mutlu olması bir problem mi?"

Asansörün kapısı açıldı. Küstah bir şekilde " Bu soruyu asansöre sormalıyız." 

" O zaman soralım. " diyerek gülmeye başladı. Kadınlar her şeyi nasıl da devam ettirmeyi başarıyorlar. Bir türlü anlayamıyorum. Telefonumla ilgilenmeye başladım. Kadınla göz göze geldik. 

" Sormayacak mısın?" 

" Sordum. Kendisi ay başı olduğu için benimle öfkeli bir iletişim kurmaya çalıştı. Ben de bu şekilde bir iletişim yapmayacağımı kendisine ilettim. " 

Cinsiyetçi bir tavır sergilemem kadının aramızdaki sohbete tel örgü çekmesine vesile olur diye düşündüm. O inatçı olmayı seçti ama teknoloji sohbetimizi kesti. 

" Teknolojiyi çok seviyorum. İyi günler. " 

Asansörden indim. 46 numaralı odaya doğru yürümeye başladım. Kapıyı çalıntı kartımla açtım. Modern çağın güzellikleri. M82'yi pencerenin önüne klasik müzik eşliğinde kurmaya başladım. Her şey izleniyor. Ne tuhaf. Binanın güvenliğini ve pencerenin sağlamlığı hakkında bilgi edinmem gerekiyordu. Bir de Erkan arkadaşımızı sürekli olarak takip etmem gerekiyor sosyal medya hesabından. Camlar kurşun geçiriyor. O kadar para ver. Lüks bir daire satın al. Çevrendeki bütün gökdelenlerde krallar gibi zengin olan insanlar otursun ama günün sonunda camlar kurşun geçiriyor. Lüks, ölüm tehlikesini önlemiyor. Odaya giriş kartıyla şu saatten sonra pek bir işim kalmamıştı. Parmak izi bırakmak için sadece bir diş fırçası yeterli olacaktı. İlk işim parmak izinin kartın üzerinde olup olmadığını kontrol etmek oldu. Hala şahsın kendisine ait parmak izleri kartın üzerinde duruyordu. Olası bir senaryoda kendi üzerimdeki suçu nasıl bir başkasına devredeceğim konusuna sürekli olarak çalışmışımdır. Henüz istediğim bir olayı gerçekleştirmemiş olsam bile suçsuzluk konusunda ne kadar önemli kazanımlara sahip olduğumu bir kez daha kendime hatırlattım. Dürbünümle etrafı izlemeye başladım. Her şey son model. Acaba bu insanların içindeki insanlar son model midir? Bilmiyorum. Erkan karşıya geçmişti. Buraya gelmesi en az beş saati bulurdu. Evin içinde dolaşmaya başladım. Dağınık odaları bir bir dolaştım. Yerde kalmaya yüz tutmuş prezervatifler, iç çamaşırları, her odada kendi gruplarını kurmuş bira şişeleri vardı. Masanın üstünde duran dolar ve kredi kartlarından anlaşıldığı üzere farelerin beyaz zehri bu evin içinde her yeri sarmıştı. Kendi kendime kısa bir insan eleştirisi yaptım. Arkadaşımın yanına geçip karanlıkta etrafı izlemeye devam ettim. Aklımın bir köşesinde artık evime gidip o sıradan hayatıma geri dönmek vardı. Erkan'ın dönüşüne tahmini on beş dakika kalmıştı. Silahı toparlamam iki dakikayı alır diye hesap ettim. Yarım saattir sevişmeye çalışan karşı binadaki arkadaşlar sonunda ulu orta sevişmeye başladılar. Pencerenin önünde herkese açık bir şekilde aşklarını ilan ediyorlardı. İnsan en mutlu olduğu zaman ölmelidir düşüncesi aklımın bir kenarında gezintiye çıkmıştı. Düşüncelerim hiç farkında olmadan davranışlarıma yön verdi. İki el ateş ettim. Ellerimin farkında değildim. Karşıya baktığımda yerde yatan iki kanlı insan görüyordum. 

" Lanet olsun. Lanet olsun. Sakin ol. Sakin ol. Lanet olsun. Nasıl bu kadar salak olabilirsin? Kaç defa bunu yapmaman gerektiğini söyledim sana? Kaç defa? Şimdi nasıl çıkacaksın işin içinden ? Nasıl? Budalasın sen. Tam bir budala. Sakin ol, her şeyi yakalanmamak üzere planladın. Sakin kalmaya devam et. Planını uygula. Zaten senin penceren açık. Çevrede bir sürü bina var. İhtimalleri düşün harekete geç. Çabuk ol. "

Ani bir paniğe kapıldım çünkü daha önce hiç bu kadar ileri gitmemiştim. Erkan geliyordu. Güvenlik kameralarını nasıl halledecektim. Elim ayağım birbirine dolanıyordu. Bir an önce harekete geçmezsem bu son hareketim olabilirdi. Bir daha bu hazzı yaşamak için en az ölmeyi beklemeliydim. Cennet varsa belki ama cennette böyle bir aktiviteye tanrının izin vereceğini düşünmüyorum. Derin derin nefes almaya başladım. Silahı birkaç dakika içinde topladım. Erkan binaya giriş yapmasına tahmini birkaç dakika kalmıştı. Odadan çıktım. Çıkarken aldığım birkaç parmak izini çantanın üzerine kopyaladım. Ardından havalandırma boşluğunun kapağını açarken birkaç parmak izini de oraya bıraktım. Hala telaşlıydım. Halletmem gereken güvenlik kamera kayıtları vardı. Bilgisayarımı yanımda alıp bina yönetiminin bina içinde kalanlara verdiği kamera kayıt şifresinden kayıtların olduğu ana ağa erişmeye çalıştım. Erkan asansörden indi. Merdivenin kenarında oturmuş odasına gitmesini izliyordum. Kayıtların olduğu ağa erişip kayıtlara kırmızı kart gösterip oyun dışı bıraktım. Her şey benim lehime gözüküyordu. Erkan odasının kapısını görevliye açtırdı. Görevli sürekli aynı unutkanlığından dolayı şikayetçi sözlerle asansöre bindi. Silah havalandırmaya düştü. Eğer bulunursa Erkan artık fare zehri içemeyeceği lüks bir barınağa gidecekti. Bulamazlarsa dört hafta içinde tekrar dönüp can yoldaşımı bıraktığım yerden alacaktım. Hala içimde derin bir yerlerde o telaşlı çocuğun eli ayağına dolaşıyordu. Asansörü çağırdım. Üst katlardan birinden geliyordu. Kapı açıldı. Sabah karşılaştığım kadınla tekrardan baş başa bir asansör yolculuğunu daha kaldıramazdım. Mecburiyet, insana her şeyi yaptırıyordu. Asansörle aşağı indim. Kadınla göz göze uzun uzun bakıştık fakat hiçbir şey söylemedim. Sessizliği bozan taraf olmayı seçti. 

" Sürekli bana mı bakacaksın?" 

" Aynı soruyu ben de sana soracaktım. " 

" Sen bana bakıyorsun." 

" Sen bana bakıyorsun." 

" Papağan mısın?" 

" Sen papağan mısın?" 

" Her şeyi tekrar etmeye devam edecek misin?" 

" Bilmem." 

" Siz erkekler..." 

" Siz insanlar her şeyi nasıl kendi çıkarlarınıza göre yordamayı çok iyi bilebilirsiniz?" 

Asansör yerin dibine indi. Sakin olmalıydım. Aslında şu adını bile bilmediğim kadın aklımdaki o telaşı alıp götürüyordu. Beni takip etmeye devam ediyordu. Ben de hiç kimseye gözükmeden binanın içinden kendimi en yakın caddeye atmaya çalışıyordum. 

" Nereye gidiyorsun?" diye seslendi arkamdan. 

" Papağanların daha değer gördüğü bir yere gidiyorum." 

" Ben de papağan olmak istiyorum o zaman. Belki insanken görmediğim değeri papağanken görebilirim." 

Yüzümü buruşturdum. 

" Bu saatte ne arıyorsun dışarıda? Bence uyu. Hadi, git. Ben bu saatlerde kimsenin çocukluğuna inecek güce sahip olamıyorum. Freud'dan tedavi al. " 

" O kim be?" 

" Amerika'da yaşayan eski devlet başkanlarından biri. "

" Ben niye tanımıyorum." 

Hızlı hızlı yürümeye devam ettim. Karşı binada hala bir hareketlilik yok. Bu saatte polisin oraya gelmesi epey bir zaman alacaktır. Gece vardiyası çekilmezdir. 

" O da seni tanımıyor. " 

Caddeye geçtim. 

" Biraz yavaş yürür müsün? Bekler misin? Arabamı getireyim. " 

Biraz duraksadım. Cebimden bir tane sigara çıkarıp yaktım. Kadın uzaklaşmaya başlayınca yürümeye başladım. Aklımdaki soruları bir türlü durduramıyordum. Sorulara o kadar odaklanmışım ki omzuna çarptığım adamın yüksek sesle 
" Önüne baksana bilader." demesiyle irkildim. 

Tanımadığım adam kendi yolunda ilerlemeye devam etti. 
" Binadaki kameralar tamam. Ya çanta? Ya dışarıdaki caddedeki kameralar? Senin o çantayı taşıdığını şimdi de taşımadığını görürse ne olacak? " 

Bütün felsefe sorularına bir kenara bırakırsak bu soru hayatımı bitiren cinsten bir soruydu. Haklıydı, arkamda büyük bir delil bıraktım. Dışarıdaki kameralar saatlerce, günlerce, haftalarca izlenirse ne olacaktı? Öldürdüğüm adamı bile tanımıyorum. Ünlü bir iş adamıysa ne olacak? Çantayı imha etmem gerekirdi. Şimdi sırtımda bilgisayarımın içinde olduğu ufak bir çantayla ilerliyorum. Düşünmeyi bırakmayalım. Banka oturdum. Her şeyi tekrar tekrar gözümün önüne getirip izlemeye başladım. Sırasının üstüne her şeyi defalarca izledim. İstanbul kalabalık bir şehirdi. Belki bu kameralardan kaçmak ya da birkaç haftalığına çantalı adamı bulmaları için büyük bir sebep olabilirdi. Kimi öldürdüğümü bilmem gerekiyordu. Ölen adamın üst düzey bir iş adamı olmaması bile bana çantamı almam için vakit kazandırabilirdi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüm. Çanta taşıyan yeryüzündeki tek adam ben değildim. Çantanın üzerinde parmak izi olan tek adam ben değildim. Silahsa üzerime kayıtlı değildi. Doğudaki silah taşıyan eşekleri bile içeriye mahkum olarak sokabilirlerdi ancak ben hala suçsuzluk karinemi arka cebimde taşıyordum. Tam önümde bir araç durdu. Sol camını indirdi. 

" Papağan?" 

Gülümsüyordu. Hala insanların o garip tebessümlerine alışamamıştım. Sakin olmalıydım. 

" Sen misin? " 

" Atla hadi. " 

" Tanımadığın adamları arabana almamalısın. Kadın cinayetleri ülkemizde ne kadar yoğun biliyor musun? Ben bilmiyorum. " 

Tebessümü bir an olsun bırakmadı. 

" Papağanlar kadın öldürmüyor diye hatırlıyorum. "

Her şeyden uzaklaşıp kendi içimdeki karmaşaya son vermek için bu kadınla gitmem gerekiyordu. Stresi, kaygıyı sırtımdan atmazsam bir yük olarak kendimi ele verecektim. Sosyal medyadan Erkan arkadaşımızı takip ettiğim hesabın kullanımını kapattım. Artık bir hayalettim. Aslında ben hep bir hayaletim. Kadın arabayı durdurdu. Yanıma geldi. 

" Papağan. " 

" Adım Timur. Şimdi izninle gitmeliyim. " 

" Nereye gidiyorsun?" 

" Beni yalnız bırakacağın bir yere gidiyorum. " 

Buruk bir ses tonuyla "Öyle mi sen bilirsin?" 

Arabasına binip uzaklaştı. Cadde boyu yürürken telefonumdan bir taksi çağırdım. Sokak ortasında yürüyen insanları izlemeye koyuldum. Birkaçı sarhoşluğun getirdiği masumiyete dayanarak şarkı söylüyordu. Eşleriyle el ele gezen birkaç çifte gözüm çarptı. Nereye kadar bu yalnızlık? Hala aklımda o dürbünün ucunda kimin olduğu vardı. Taksi geldi. Arka kapısını açtım. Evin adresini taksiciye söyledim. Navigasyona girdi. Gazladı. Gözlerimi kapatıp olayı tekrar tekrar gözümün önünde canlandırmaya başladım. Hata yapma lüksüm yoktu. İçeride kalmam kendim için basit insanlar için zor olan hazlarımın önüne geçecekti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ağır roman

ağır roman

hiçliğe varmak