yaşamın kıyısında

Son birkaç yıldır üstesinden gelemediğim bir hastalığa kapıldım. Bu hastalığın çözümü üzerine bilim hiçbir zaman kafa yormayacak. Ne doktorlar ne psikologlar ne de din adamları. Bu hastalık ne mi? Sanatın savaşçılarından biri olma arzusu. Günlerim sanat telaşı içerisinde geçiyor. Sigaraların ardı arkası kesilmeyen dumanları ve elimden geldikçe yazma aptallığı.
    Bir çay evindeydi. Yanından gelip geçen insanlar vardı. Önemli olan insanın yanından gelip geçen insanlar olması değildi. Belki önemli olan bir şey yoktur. İnsanın kendini tanıyan insanların arasında bir hayat sürmesi, kurulabilir bir yaşam için önemlidir. Belki de önemli olan sadece budur. İnsanın her şeyden önce anlamaya, anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Etrafa boş boş bakıyordu. Etrafta sohbet eden insanlar, boşalıp dolan çay bardakları vardı. Kendi köşesinde bir şeylerin anlaşılması telaşı içerisindeydi. Yanına, yaşlı bir adam yaklaştı.
    "Merhaba, evlat. Çakmağın var mı acaba?"
    Başını yazdıklarından kaldırmadı. Çoğu insanın ne yaptığı konusunda fikir sahibi olmak istemiyordu. Eliyle yaşlı adama çakmağı uzattı.
    "İşin bitince masaya bırakırsan iyi olur."
    Yaşlı adamın sanat hastalığına kapılmış insan tarafından önemsenmeyen hareketi gururuna dokundu. Yaşlılar genelde rehber olmak konusunda her zaman ısrarcı bir tavır takınırlar.
    "Evlat burada ne yapıyorsun? Ders mi çalışıyorsun?"
    Genç adam yaşlı adamı umursamak istemiyordu. İki taraflı ısrarın bir sonucu olacaktı elbette. Thomas başını kaldırdı.
    "Çakmakla işin bitti mi yabancı? Ben senin ne yaptığın konusunda bilgi sahibi olmak istemiyorum. Sen de benim bu bilgeliğime eşlik etmek istemez misin?" dedi net bir tavırla.
    "Bu kadar kaba olmana gerek var mı?" dedi yaşlı adam, çakmağı masaya bırakırken.
    "Bu mudur kabalık? Sahiden seninle konuşmamak, sana cevap vermemek mi kabalık. Kabalık tanımın bu kadar basit bir çerçevede şekil alıyorsa evet yabancı, ben bir kabayım. Sana yabancı dememin bir sakıncası yoktur umarım."
    "Adım Michael" dedi yaşlı adam şaşkınlığını korumayı sürdürürken.
    "O Michael tanıştığımıza memnun oldum. Ben de Thomas. Nasılsın? Formaliteden soruları sorayım da o dar gözünde birazcık kibarlık rütbesi alayım."
    Michael anlamsız bir bakışla Thomas'a baktı.
    "Sen, tam bir dangalaksın. Daha fazlası değil. Seninle biraz sohbet etmek istemiştim sadece. Şimdiki gençleri anlamıyorum. Sürekli öfkeliler."
    "Benimle sohbet mi etmek istiyorsun? Yanlış anlamadım değil mi? Yalnızlığını, yitip giden hayatını, tecrübelerini benimle paylaşmak mı istiyorsun? Michael amca. Sana amca dememde sorun yoktur umarım."
    Michael şaşkınlığını korumayı sürdürüyordu. Belki de böyle bir diyaloğu hayatında ilk kez kuruyordu.
    "Hayır, sorun değil."
    "Michael amca beni senin gözünde genç yapan, cildimin seninkisi gibi olmaması mı? Bilinmez bir yaşamda hepimiz bilinmeyen bir zaman aralığında defolup gitmeyecek miyiz? Şimdi benimle sohbet etmek istiyorsun. Başımda dikilmişsin. Bir sandalye çekip oturmak bu kadar zor olmamalı değil mi?" dedi.
    "Affedersin evlat. Böyle bir tepki vereceğini tahmin edemediğim için şaşkın gözüküyor olabilirim."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ağır roman

ağır roman

hiçliğe varmak