hüzün duvarı

İçimdeki o karmaşayı bir türlü yenemiyorum. O ağırlığın üstesinden gelebilmek için kendime yeni fizik kuralları icat etmem gerekiyor. Sabahın erken saatlerine kadar uyanık kalmanın getirdiği o kafa karışıklığına rağmen ayakta kalmayı bir şekilde başarmaya çalışıyorum. Telefonumdan herhangi bir video açarak gözlerimi kapatmaya çalıştım. Gözlerini kapatınca uyuyan insanlara hep gıpta ile bakmışımdır. Kendime vereceğim tavsiyelerin hiçbirini yerine getirmeyeceğimi biliyorum. Nasıl bir düzene girebilirim? Belki kafamın içinde yaşamaya çalışan ölümcül fikirlerimi bir kenara bırakırsam hayatı daha anlamlı kılabilirim. Yerin altına ev yapan bir adamın videosunda gözlerim takılı kaldı. Hiç farkında olmadan dışarıdaki seslerin eşliğinde uyumuşum.
Odanın kapısının sesinin birkaç defa açılmasının vermiş olduğu rahatsızlıkla gözlerimi açtım. Pencerenin kenarında biriktirdiğim sigara izmaritleri yeni günün başladığına dair bana motivasyon konuşması yapmaya başladılar. Eski ustamın yanına gitmek için arkadaşıma söz verdiğim aklıma geldi. Sabahın köründe bir şeyler atıştırma özelliğimi birkaç aydır kaybetmiş bulunmaktayım. Elim telefonuma gitti. Sayısız cevapsız çağrı, sayısız bildirimle içimde bir anlığına geç kaldığımı fark ettim. Hüseyin amcayı aradım. Telaşlı bir şekilde telefonu açtı.
“ Evladım nerdesin sen? Seni bekliyorum. Bir sıkıntın var mı? “
Savunma yapmam gerekiyordu. Aslında savunma yapmama gerek yoktu çünkü Hüseyin amca başıma bir şey geldiğinden şüphelenmişti. Eskiden gelen işe zamanında riayet etme yeteneğimi kaybetmiştim.
“ Hemen geliyorum abi. Telefonun alarmı çalmamış. Beş dakikaya dükkandayım.”
“ Bekliyorum yeğenim. “
Telefonu kapattım. Etrafa saçılmış kıyafetlerimi toplayıp kanepenin üstüne koydum. Mutfağa gidip yüzümü yıkadım. Kıyafetlerimi hızlı bir şekilde giydim. Pencerenin karşısında duran aynadan saçımın ne halde olduğunu kontrol ettim. Dağınık değildi. Bu da dışarıya çıkmam için yeterliydi. Ayakkabılarımı giydim. Kapıyı kapatıp hızlı adımlarla sokağa girdim. Hüseyin amca bir elinde bardak bir elinde sigarasıyla beni bekliyordu. Elini sıktım.
“ İçeride kahvaltılık şeyler var. Ne demiş atalar. Aç ayı oynamaz. Bir şeyler ye yeğenim. Sigaranı iç. Zaten eski usule göre çalışacağız. İki tane soba yaptıktan sonra gidersin. “
“ Tamam abi. “
Dükkandan içeriye girdim. Çayımı koydum. Bir şeyler atıştırmaya başladım. Hüseyin amca içeriye girdi.
“ Ee yeğenim neler yaptın? Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”
“ Ne yapalım abi? Aynı tas aynı hamam.”
“ Bu aralar taslarla hamamlar birbirine karışıyor yeğenim. Senin taslarla hamamlar aynı yerinde duruyor mu?”
Bardağının tamamına çay koydu. Hüseyin amcanın hayatta değişmeyecek iki tabusu var. Birisi tamamen demle doldurulmuş çay bardağı diğeri de hiç kimsenin içmeye teşebbüs etmeyeceği sarı filtre sigarası.
“ Oralar bayağı karışık abi. Sen soba işini bırakmadın mı? “
“ Deprem bölgesine bir katkımız olsun diye kendime bir uğraş buldum yeğenim. “
“ Bağış yap abi. Hiç uğraşmak zorunda kalmazsın. “
“ Allah aşkına yeğenim. Şu emeğin nasıl bir karşılığı var? Parayı basıp emek satın almak bana göre değil yeğenim. Eski kafayız biz. “
“ Sen bilirsin abi.”
Çayımı doldurdum. Sigaramı yakıp kül tabağına koydum. Hüseyin abi bayağı bir yaşlanmıştı. Eski halinden geriye kalan pek bir şey yoktu. Bir anda hiddetlendi.
“ Yeğenim ben kendi ellerimle birkaç soba teslim etmek istiyorum. Diğer türlü paramın nereye gideceğini bilmiyorum. Sen bilmediğin bir yere para gönderir misin? Ben göndermem. “
“ Haklısın abi. “
“ Ne diyor Allah? Gerekli koşullar sağlanmazsa sağ elin verdiğine sol el şahitlik etmelidir.”
Gülmeye başladı. Ben de istemsiz şekilde onun kahkahalarına eşlik ettim.
“ Abi o öyle değildi galiba. Ben mi yanlış biliyorum?”
“ Neyse, yeğenim. Sigaranı iç. Bir an önce işe koyulalım. “
Sigaramı söndürdüm. İki sobanın iskeletini yanıma getirdim. İki sobanın iskeletini de Hüseyin abinin yanına götürdüm.
“ Hay yeğenim sağ ol. Artık yaşlandık. Gücümüz kendimi yataktan kaldırmak dışında ağır yüklere yetmez oldu. İşi niye bıraktın?”
Hüseyin abi dedikoduyu fazla sevenlerden değildi. Uğradığım haksızlığa şahit olmaktan başka bir derdi olmayacağını biliyordum.
“ Anlaşamadık.”
Öfkeli bir bakışla “ Zaten insanlarla anlaşmak hayatım boyunca en çok zorlandığım şeylerin başında geliyor yeğenim. Hayır mı şer mi?”
“ Şimdilik hayır abi. “
Makineleri ayarlayıp sobanın gövdesini yapmaya başladım. Zamanla bu işle olan meşguliyetim azaldığı için ellerimin işe yatkınlığı azalmıştı. Hüseyin abi yerinde durmuyordu. Çayını doldurmaya kalkıyordu, dışarıya çıkıp sokaktan geçen komşularla muhabbet edip içeriye giriyordu, üst kattaki evine çıkıp eşiyle sohbet ediyordu. Büyük bir güçlükle sobanın gövdesini yaptım. İlk sobadaki güçsüzlüğümü diğer sobaya geçince üstümden attım. Dükkanda çalan eski sanatçıların efkarlı sesleriyle yanıp sönen sigaraların sigara paketimin sonunu getireceğini fark edemedim. Yeni sigaraya başladığım vakitlerde çaktırmadan çaldığım sigaralar aklıma geldi. Masanın üzerinde duran sigara paketinden birkaç tane sigara aldım. Artık çalmaya gerek yoktu çünkü çevremdeki insanları o çocukluk günahıma alıştırmıştım. Diğer sobayı da bitirip gözlerimi Hüseyin abiyi aramaya gönderdim. Eşiyle birlikte dükkana girdi. Ellerindeki tabakları masaya bıraktı. Şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
“ Eskiye nazaran yeteneklerini bayağı geliştirmişsin yeğenim.”
Eşi güler yüzle “ Hoş geldin oğlum.” diye seslendi.
“ Hoş bulduk abla.”
Masaya elindeki tabakları bırakıp yukarıya çıktı. Hüseyin abi sobanın sağlamlığını kontrol ettikten sonra eliyle “ Bu olmuş.” işareti yaptı.
“ Hadi yemeğe yeğenim.”
Yemeği bir an önce yiyip eski günlerdeki gibi dükkandan ayrılmak istiyordum. Eskiden arkadaşlarımın yanına büyük bir heyecanla giderdim. Gözümün önünden geçmişim yavaş yavaş geçmeye başladı. Hüseyin amcanın sorularına cevap veriyordum. Epey uzun bir sohbetin içinde kalmıştık. Kendi geçmişindeki olumsuz anıları bir bir anlattı. Hepsinden nasıl kurtulacağını bilmediği halde günün birinde aniden ortadan kalktığını söyledi.
“ Yeğenim insan affetmeli. Eğer affetmesini bilirsen o kendine yarattığın karmaşadan kurtulursun. İlk başta zor olacak ama zamanla alışacaksın.”
Bıyıklarını düzeltti. Çayından bir yudum aldı.
“ Ben kolay kolay bu affetme işini yapamıyorum abi. “
Güldü.
“ Zamanla her şeyin üstesinden geleceksin çünkü mecbursun yeğenim. “
“ Sobalar bitti. Artık gitme vakti. Tabakları götüreyim yukarı.”
“ Sen zahmet etme yeğenim. “
“ Ne zahmeti abi. Bir çırpıda hallederim. “
Masayı toparladım. Tabakları iki parça halinde üst kata götürdüm. Güneş ışığını yeryüzünden çekmeye yakındı. Sokaktaki küçük çocuklar akşam ezanının okunmasıyla birlikte annelerinin seslerini kulaklarında işitiyordu. Dükkandaki kabanımı aldım. Hüseyin abi etrafta yoktu. Karton bir kağıda gitmem gerektiğini yazdım. Yarım bıraktığı sobanın üzerine bıraktım. Ağır adımlarla bir sokak ötedeki evime doğru geliyordum. Hava her zamanki gibi soğuktu. Nefesimi bir nebze olsun alabildiğimi fark ettim. Havlunun kapısını açtım. Havluda dükkandan aldığım son sigarayı içtim. Ellerimi arkama bağlayıp volta atmaya başladım. Telefonum bugün hiç çalmadı. Bir anlığına hayrete düştüm. Cebimden telefonu çıkarıp ekranına dokundum. Şarjım bitmişti. Bahçedeki ağaçları göz ucuyla inceledim. İnsanlara hayret etmiyorum artık. Doğanın bu mükemmel uyumuna bir kez daha hayret ettim. Toprağın, bitkilerin, hayvanların yaşama dair bu inatçı tavırlarına gıpta ile yaklaştım. Toprağın üstündeki böceğin sırtında kendinden ağır bir yükle hareket etmesini izledim. Elim sigara paketini ararken kağıtlarla karşılaştı. Hüseyin amca işim bitmeden karşılığını cebime bırakmıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ağır roman

ağır roman

hiçliğe varmak